UZLAŞMAK MI, O DA NE?
- Abidin Sönmez
- 1 Şub
- 2 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 11 Şub
Uzlaşma sözcüğünü zaman zaman kullanırız, zorlanmadan kolayca ağzımızdan çıkıverir. Söylemesi gerçekten kolay ve hoş. Hoş, çünkü huzuru, barışı çağrıştırıyor. Uzlaşmanın olduğu ortamda kavga, gürültü olmaz. Uzlaşan insanlar dünyanın en mutlu insanları olmayabilir. Fakat en azından birbirinin boğazına sarılmaz, birbiri ile ilgili “bir kaşık su” hayalleri kurmazlar. Uzlaşma güzel, hayal etmesi bile çok şirin. İnsan ilişkilerinde sevgi ve hoşgörüye zemin hazırlar. Birlikte mutlu bir şekilde yaşamayı kolaylaştırır.
Güzel olmasına güzel ama hayata geçirmek o kadar da kolay değil. “Taraflar arasında düşünce veya çıkar ayrılığını karşılıklı ödünler vererek ortadan kaldırma, uyuşma, karşılıklı anlaşma…” Sözlükler “uzlaşma” kavramı için bu tanımı veriyor. Yani ortada ya bir düşünce farklılığı olacak ya da bir çıkar ayrılığı. Bu ayrı olma durumu ortadan kaldırılacak. Nasıl? Karşılıklı ödünler vererek. Zurnanın zırt dediği yer burası zaten: ödün vermek.
Ödün vermek yani sahip olduğunun biraz daha azı ile yetinmek. Anlaşmazlık konusu her neyse onun bir kısmından vazgeçmek ya da karşı tarafa vermek. Söylemesi kolay da, yapması zor. İşin maddi boyutu yazılı kurallarla önemli ölçüde çözümlenebilir. Çıkarının zedelendiğini düşünüyorsan kurallara, hatta gerekirse hukuka başvurursun. Eğer haklıysan genellikle de sonuç alırsın. Ama görüş farklılığı başka bir konu. Onu ortadan kaldırmak zor. Hele ödün vererek. İki kişinin tamı tamına aynı düzlemde durması çok olası değil. Sayısız ayrıntıyla dolu yaşantımızda böyle bir durum hemen hemen olanaksız. O ayrıntıyı halledersin ama şu ayrıntıya takılırsın. Hiç olmadı, daha önce aklına gelmeyen bir ayrıntı her şeyi siler süpürür gider, öylece kalakalırsın...
Somut bir örnek vererek konuyu özetlemeye çalışalım: İki kişiye çay mı yoksa kahve mi içmek istediklerini soralım ve iki seçenekten birinde uzlaşmalarını isteyelim. Belki biraz zorlanırlar ama hangi içeceği tercih edecekleri konusunda ortak bir karar vermeleri mümkün. Yani uzlaşma olasılığı var ve epeyce de yüksek. Ama aynı iki kişiye on sekiz farklı içecek seçeneği sunarsan her ikisinin de aynı tercih üzerinde uzlaşması çok da kolay olmayabilir. İçinde yaşamak zorunda kaldığımız ayrıntı okyanusu ya da seçenek okyanusu böyle durumlarda hayatımızı zorlaştırıyor.
Düşünceleri tümüyle örtüşen, bir konuda birbirinin tamamen aynı görüşlere sahip olan insanlar yok değil elbette. Seyrek de olsa bulunabiliyor. Ancak seçenekler, ayrıntılar çoğaldıkça olasılık azalıyor.
Bizimle doğrudan bağlantısı olmayan konularda uzlaşmamız kolay. İşin içinde bize dokunan, bizim canımızı yakan bir durum yoksa görüş birliğine varmak çok sorun değil. Başka insanları ilgilendiren, başka insanların yaşadıklarıyla ilgili olan konularda karşımızdakiyle hemfikir olmak bizi o kadar da zorlamaz. Bu gibi durumlarda kolay uzlaşırız. Ne de olsa “el, elin eşeğini türkü söyleye söyleye arar”. Peki tersi olursa? O zaman işin rengi değişir.
İnsan ilişkileri söz konusu olduğunda uzlaşmak için arada bir yerde buluşmak gerek. Ortada bir yerde değil, arada bir yerde. Öyle bir yer ki her iki taraf da yeni durumdan rahatsızlık duymayacak. Bunun için biraz esnemek, biraz geri adım atmak genellikle zorunlu. Her iki taraf da geri adım atacak. Üstelik “ben geriye doğru iki adım atıyorum ama sen bir adım atıyorsun” gibi itirazlar geçersiz. Çünkü insan ilişkileri çoğu zaman soyut konular üzerine inşa ediliyor. Bu konularda ölçüm ve karşılaştırma yapmak hem mümkün olmayabilir hem de doğru olmayabilir.
Bir tarafın kendi düşüncesini diğer tarafa kabul ettirmesi kolay olsaydı dünyamızın atmosferi “toz” ve “pembe” sözcükleriyle dolardı. Mutlu insanların havalarda uçuştuğu bir gezegende yaşıyor olurduk. O yüzden uzlaşmak gerek.
Geri adım atmakta zorlanan taraf biraz çaba gösterecek. Kendini zorlayacak. Uzlaşmaya istekliyse başka bir yolu bulunmuyor. Uzlaşma demek ödün vermek demek.
Yorumlar