HAKLI OLMAK YA DA MUTLU OLMAK
- Abidin Sönmez
- 5 Şub
- 3 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 11 Şub
“İş yerinde bir arkadaşımız başka bir kente taşınıyor. Veda etmek için toplu olarak ona ev ziyareti yapmaya karar verdik. Herkes eşiyle gelecek diye sözleştik. Ama eşim “gelmek istemiyorum” diye tutturdu. Ben yalnız nasıl giderim. Orada tek başıma kendimi kötü hissederim. Onun da benimle gelmesi gerekmez mi?”
...
“Onun iş arkadaşlarının bulunduğu ortamlarda olmak istemiyorum. Daha önce birkaç kez gitmiştik ve ben çok sıkıldım. Kötü insan olmayabilirler ama ben onlarla bir arada olmaktan hoşlanmıyorum. İstemediğim bir yerde neden bulunayım ki? Eşimin hatırı için yapabileceğim çok şey var. Ama bunu yapmak istemiyorum. Beni anlaması gerekir...”
Her iki taraf da kendi açısından haklı. Gerçekten de böyle bir durumda insan eşinin yanı başında olmasını isteyebilir. Öte yandan insanın hoşlanmadığı bir ortamda bulunması da çok rahatsız edici olabilir. Her ikisi de haklı.
Haklılar ama aynı zamanda mutsuzlar. Bazen şu seçimi yapmak gerekebilir: haklı olmak mı, mutlu olmak mı?
Mutlu olmak yada en azından mutsuz olmamak için bazen kendimizi aşmamız gerekiyor. Haklı olmak diye bir konu yok diye düşünmek gerekiyor. “Eşimin benimle gelmesini istiyorum ve haklıyım.” / “Eşimin iş arkadaşlarıyla zaman geçirmek istemiyorum ve haklıyım”. Çözüm, bu düşüncelerden vazgeçmek.
Çözüm doğada demek daha doğru aslında. Doğa dediğimiz kavram insanı da içine alıyor. İnsan da doğanın bir parçası. Öte yandan doğada haklılık-haksızlık yok. Doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin… Liste uzatılabilir. Bunlar doğada bulunmuyor. Hepsi de insanın var ettiği kavramlar.
Şimdiye kadar “pardon elma kardeş, dallarını bu yana uzatıyorsun ama güneşimi engelliyorsun, gün ışığı benim de hakkım, engel olamazsın” diye hakkını arayan bir erik ağacı görülmedi. Ya da “sevgili ırmak kardeşim, bu yaptığın hiç doğru değil, durmadan bana su boşaltıyorsun, ben bu kadar suyu nasıl taşıyayım, biraz ağırdan al” diye sızlanan bir deniz de görülmüş değil.
Çözüm doğal olmakta. Haklı olmayı yok saymalı. Haksız olmak değil, haklı olmayı göz ardı etmek. Üzerinde durmamak, önemli görmemek. Haktan vazgeçmek değil, haksız duruma düşmek hiç değil. Sadece haklı olmayı hedefe koymamak. Haklı olmak için herhangi bir çaba göstermemek.
Önemli bir maddi kayba ya da başka bir zarara yol açabilecek durumları ayrı tutmakta yarar var. O gibi zamanlarda kayıp hem haklı olmanın hem de mutlu olmanın önüne geçebilir. Ağır bir kayıp söz konusu olduğunda ne haklı olmak akla gelir ne de mutlu olmak. İlk ve tek hedef kayıp ya da zararı önlemek olur. Bu da çok doğal. Fakat yukarıda verilen örnekteki gibi olaylar da yaşarız. Maddi bir kayıp ya da önemli bir zarar söz konusu değildir. Ve iki taraf da kendi açısından haklıdır.
“Ona haklı olduğumu mutlaka anlatmalıyım” diye çabalamak bazen zarar verir. Mutlu olma şansını hepten yok etmek anlamına gelebilir. Bazen susmak, konuyu değiştirmek hatta karşımızdakine sen haklısın demek çözüm olabilir.
Bu ilk bakışta itiraz edilmesi gereken bir fikir gibi görünebilir. Haklıysam neden susayım; niçin alttan alayım; onun haksız olduğunu düşünürken neden ona haklısın diyeyim; dürüst olmak gerekmez mi; haklı olduğum apaçık ortadayken neden kendimi ezdireyim… Bunlar ve bunlara benzer bir dolu soru aklımıza gelebilir. Hepsi de anlamlı ve yerinde sorular elbette.
Ancak kimi zaman haklı olmanın önemli bir getirisi yok. Haklı olunca bir kazancımız olmuyor. “Yenilmemişlik” duygusu o kadar da vazgeçilmez değil. Haklı çıkmanın verdiği haz çoğu zaman kısa süreli. Oysa mutlu olmak daha uzun ömürlü. Üstelik haklı olunca genellikle sadece biz seviniyoruz. Sonuçtan sadece biz memnun oluyoruz. Ama mutlu olmak öyle değil. Mutlu olunca genellikle ortamdaki herkes seviniyor, memnun oluyor, mutlu oluyor.
Haklı olmak ya da mutlu olmak. Bazen ikisi arasında bir seçim yapmak durumunda kalabiliyoruz. Mutlu olmayı seçmek en doğrusu.
Yorumlar