top of page

VARLIĞI YOK SAYILAN, YOKLUĞU FARK EDİLEN

Selamlaşma hem önemli bir konu hem de içselleştirdiğimiz bir davranış. Çoğu zaman kendiliğinden selamlaşıyoruz. Özel bir çaba ya da dikkat göstermemiz gerekmiyor.


Her birimizin alışkın olduğu, sık sık kullandığı birkaç selamlaşma şekli var. Karşı karşıya olduğumuz duruma göre bunlardan birini devreye sokuyoruz. Selam alıp verme işini çoğu zaman sözlerle yapıyoruz. Ya da vücudumuzun bazı bölümlerini hareket ettiriyoruz; el, kol, baş, gövde, yüz, kaş, göz... Bunların her birini ne zaman kullanacağımız duruma göre değişiyor.


Selamlaşma neredeyse refleks olarak yaptığımız bir eylem. Çevremizdeki insanlarla yaptığımız selamlaşmalar hayatın olağan akışı içinde pek dikkatimizi çekmiyor. Gün içinde kime selam verdiğimizi ya da kimin bize selam verdiğini aklımızda tutma gereği duymuyoruz. O kişi bizim için önemli biri değilse bu konuya pek fazla anlam yüklemiyoruz. Selamlaşmayı adeta görmezden, bilmezden geliyoruz. Yaşamımızda selamlaşma diye bir kavram yokmuş gibi davranıyoruz. Aslında var fakat bir onu yok sayıyoruz.


Yaşandığını varsaydığımız, yaşanmış olması gereken bir olgu gibi görüyoruz sanki. Eğer birini gördüysek zaten karşılıklı olarak selam verip almışızdır. Selam sabah olmadan konuşmaya başlayacak halimiz yok ya. Bizim kültürümüzde belirli bir süre görmediğin biriyle karşılaşırsan önce selamlaşırsın sonra konuşmaya başlarsın.


Yolda, çarşıda, başka bir yerde bir arkadaşınla ya da tanıdığın biriyle karşılaştın ve ayak üstü birkaç dakika konuştun diyelim. Akşam eve geldiğinde bu olaydan nasıl söz edersin? Karşılaşma hakkında neler anlatırsın? Anlatacak birçok şey bulabilirsin. İyi olduğunu söylersin. Son görüşmenizden bu yana başından geçen önemli olayları, ailesindeki gelişmeleri anlatırsın. Ondan öğrendiğin yeni bir bilgi ya da yeni bir haber varsa ondan söz edersin.


Ben ona çok içten bir şekilde, yumuşak bir ses tonuyla ve dostça bir merhaba dedim. Merhaba derken ağzım kulaklarımdaydı ve ilk heceyi iyice vurguladım. Yaklaşık olarak otuz yedi santim yakınında duruyordum. Tokalaşmak için elimi kırk iki derecelik bir açıyla ona doğru uzattım. O da bana sevinçle ve gülümseyerek iyi akşamlar diye yanıt verdi. Bu arada diğer eli cebindeydi... Demezsin. Böyle şeyler söylemezsin.


Olağan koşullarda hangi sözcüklerle selamlaştığınızı ya da selam verirken, alırken kimin gözlerinin daha çok ışıldadığını anlatmazsın. Hatta kimin nasıl selam verdiği bir yana, selamlaştığınızı söyleme gereği bile duymazsın.


Karşılaşmanın selam sabah kısmından söz etmeye gerek yoktur. Çünkü dinleyenler bunları zaten öngörecektir. Birbirinize söylediğiniz ilk sözler merhaba, nasılsın, olmuştur. Başka ne olabilir ki? O nedenle bu gibi ayrıntılardan söz etmen yersizdir. Onunla karşılaştığını söyledikten hemen sonra neler konuştuğunuzu anlatmaya başlarsın.


Tabi karşılaştığın kişi senin için çok önemli biriyse durum farklı. O zaman en küçük mimikten bile uzun uzadıya söz edebilirsin. Sadece selamlaşmış olsan bile olayı uzun bir destan haline getirebilirsin. Bunda bir yanlışlık da yok ayrıca. Son derece olağan ve anlaşılır bir durum. Çünkü o kişi senin için önemli.


Hayatın olağan akışı içinde bizim için çok önemli bir kimseyle sık sık karşılaşmayız. Bu gibi sıra dışı olayları ayrı tutarsak selamlaşma olgusu konuşmalarımızda ve düşünce dünyamızda çok fazla yer kaplamıyor. Onu sanki yok sayıyoruz. Sözünü etmeye değer bulmuyoruz. Olayı anlattığımız kimsenin selam sabah faslını zaten öngöreceğini, varsayacağını, tahmin edeceğini düşünüyoruz. O yüzden de birbirimize selam verdik aldık diye söz etmek anlamlı gelmiyor.


İşin Rengi

Selamlaşma olağan koşullarda pek ilgimizi çekmiyor. Ama bize selam verilmediği, hele hele verdiğimiz selamın alınmadığı durumlarda işin rengi değişiyor. Selamlaşmanın önemi bir anda tavan yapıyor. Gerçek değeri fark edilmeye, büyüklüğü göze batmaya başlıyor.

Diyelim ki tanıdığın biriyle bir yerde karşılaştın. Seni gördüğünden eminsin, fakat görmezden geldi. Selam vermeden geçti gitti. Böyle bir durumda selam sabah konusu hemen o anda aklına gelir. Olaydan ne ölçüde etkileneceğin o kişinin senin için taşıdığı öneme bağlı. Kendini yakın hissettiğin veya senin için önemli biri bunu yaparsa çok etkilenir, üzülürsün. Konu üzerinde ciddi şekilde düşünürsün.


Yakın olmadığımız ve önemli bulmadığımız biri bile olsa bize selam vermemesi kafamızı ciddi şekilde meşgul edebiliyor. Görmemiştir, dalgındır desek de içimiz rahat etmiyor. Gerekçesini onun ağzından işitmek ve emin olmak istiyoruz. Başka bir sebep varsa o sebebi bilmek istiyoruz. Soruyoruz, araştırıyoruz, bulmaya, öğrenmeye çabalıyoruz.


İş Daha da Koyu Bir Renge Bürünüyor

Selam verdiğimiz biri selamımıza karşılık vermezse bu bizi daha da fazla etkiliyor. Bize selam verilmediği zaman üzülsek de gün sonunda demek ki benimle yakın olmak istemiyor deyip geçebiliyoruz. Ama biz ona selam verdiğimizde karşılık vermezse durum daha da acıtıcı oluyor.


Böyle bir durumda kalırsak olay bambaşka bir görünüme bürünüyor. Söz konusu kişinin yakın ya da uzak olmasına bakmıyoruz. Çok sevmediğimiz biri bile olsa canımız sıkılıyor. Moralimiz bozuluyor. Sebebini buluncaya kadar kafamızı meşgul ediyor. Böyle yaptığı için ona sinirlensek de merak etmekten kendimizi alamıyoruz. Verdiğim selamı neden almadı. Ben ona ne yaptım ki? Neyi yanlış anlamış olabilir acaba...


Selamlaşma sağlık gibi. Durduk yerde aman ne kadar güzel, bugün de sağlıklı bir gün geçirdim diyen ve mutlu olan insanlara çok rastlamayız. Peki hastalanınca? Sağlığın ne kadar önemli olduğunu yokluğunda yani hastalandığımız zaman fark ediyoruz. Selamlaşma da benzer şekilde varlığı yok sayılan ancak yokluğu fark edilen bir insan davranışı. Önemini ancak eksikliği durumunda fark ettiğimiz bir alışkanlık.


Selamlaşma aynı ortamda bulun insanların en çok ihmal ettiği davranışlardan biri. Oysa çok gerekli. Selamlaşma, hal hatır sorma bizim kültürümüzde canlı ve iş gören bir insan davranışı. Selamlaşmaya gerek yok diye düşünenlerimiz vardır. Selam verip almayı zaman kaybı olarak görenlerimiz bulunabilir. Fakat işin aslı pek de öyle değil. Selamlaşma konusuna dikkat etmek gerekiyor.


Kendimize duyduğumuz güveni sürekli kılmak için selamlaşma önemli. Çünkü çevremizdeki insanlarla selam verip alarak var oluşumuza destek, dayanak ediniyoruz. Değerli, önemli, anlamlı bir varlık olduğumuzu hissediyoruz. Öyle olmasa selam verilmemesi bizi bu kadar etkilemezdi. Verdiğimiz selamın alınmamasına bu kadar çok takılmazdık. Selamlaşma gerekli ve önemli. Hem de tahmin ettiğimizden daha fazla.


Hayat Selamlaşma Yanlısı Değil

Yaşadığımız hayatın selamlaşma konusunda bize yardımcı olmadığı açık. Selamlaşma alışkanlığımızı pekiştirdiği, kolaylaştırdığı söylenemez.

İnternet, televizyon ve diğer haberleşme araçları yaşantımızı her yönden etkiliyor, farklılaştırıyor. Doğrularımızı, yanlışlarımızı yeni yeni kalıplara sokuyor. Selamlaşma alışkanlıklarımızı da değiştiriyor. Başka toplumların alışkanlıkları, yaşayış biçimleri bizim toplumumuzu da etkileyip dönüştürüyor. Selamlaşmayı azaltan etkenlerden biri bu olabilir.


Yaşantımıza giren her yenilik, her konfor aslında içinde yüzdüğümüz ayrıntı okyanusunun biraz daha büyümesinden başka bir şey değil. Gelişen teknoloji bu konuda öncü rol oynuyor. Her geçen gün biraz daha fazla seçeneğe zaman ayırmak durumunda kalıyoruz. Oysa 1 gün, hep 24 saat. Her zaman sabit, hiç artmıyor. Böyle olunca da zamanın daralması doğal. Zaman azalınca gözden çıkarması en kolay olanı bırakıyoruz: selamlaşmıyoruz.


Yaşadığımız hayat bizi hep daha hızlı olmaya zorluyor olabilir. Her gün biraz daha fazla sayıda konu başlığını kovalıyor olabiliriz. Fakat bu kendimize olan güvenin, kendimize duyduğumuz saygının can suyunu kesmemize sebep olmamalı. Selamlaşmak su, hava, gıda gibi temel gereksinimlerden biri. Özgüvenimizi güçlendiriyor, kendimize duyduğumuz saygıyı anlamlı kılıyor. Selamlaşmaya özen göstermek gerek.



 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
KİMSE AYRANIM EKŞİ DEMEZ

Tanıştığımız, konuştuğumuz insanlar tarafından kabul görmek isteriz. Düşünce ve görüşlerimizin benimsenmesini, doğrulanmasını arzu ederiz.  Kabul görmek herkesin hoşuna gider, bu çok doğal, insanca. Ö

 
 
 
SİYASİ PARTİLERE VEDA

Teknoloji çok uzak olmayan bir gelecekte siyasi partilerin tarihe karışmasına yol açabilir. Partilerin var olmadığı bir dünyada toplumların çok daha doğru kararlar alması mümkün. Böyle bir gelişme içi

 
 
 
SUÇLAMANIN GÜRÜLTÜSÜ VE SORU İŞARETİNİN HUZURU

Önemli ve nazik konuları konuşurken sözcükleri çok iyi seçmeli. Sorular vurgusuz, tonsuz ve yüksek olmayan bir sesle sorulmalı. Konuşma iki yetişkinin bilgi alışverişi gibi sürmeli.    Hesap sormak su

 
 
 

Yorumlar


bottom of page