top of page

SUÇLAMANIN GÜRÜLTÜSÜ VE SORU İŞARETİNİN HUZURU

Önemli ve nazik konuları konuşurken sözcükleri çok iyi seçmeli. Sorular vurgusuz, tonsuz ve yüksek olmayan bir sesle sorulmalı. Konuşma iki yetişkinin bilgi alışverişi gibi sürmeli. 

 

Hesap sormak suçlamak demek, yani sözlü bir saldırı. Suçlamak ise hemen her zaman savunmaya yol açıyor. Bu şekilde saldırı-savunma sarmalının ilk halkası tamamlanıyor. Arkasından kaç halka geleceğini öngörmek zor. Üstelik bu halkalar can sıkan, iç burkan türden de olabilir. O yüzden konuşurken hesap sormamalı, bunun yerine soru sormayı tercih etmeli.


“Ama ben hesap sormadım ki” diye düşünebilirsin. Ancak önemli olan senin değil karşı tarafın ne algıladığı. Eğer o hesap sorulduğunu hissettiyse bunu düzeltmek şart. “Öyle demek istemedim”, “kendimi yanlış ifade ettiysem düzeltmek isterim”...


Bazen kendisinden hesap sorulduğunu hissetse de insan bunu dile getirmeyebilir. O nedenle ses yüksekliği, ses tonu, vurgu önemli. Özellikle konuşmanın ilk dakikalarında karşıdakinin yüz ifadesine, söylediklerini dikkat etmek yanlış yapmamızın önüne geçebilir. En ufak bir  gerginlik fark edince onu rahatlatmak, emin olmadığımız zaman rahatsız olup olmadığını sormak, gerektiğinde bizi uyarmasını istemek...


Söylediklerimiz karşıdakinin algıladığı ile sınırlı.  İş işten geçtikten, kristal kırıldıktan sonra konuşmayı eski rayına oturtmak mümkün olmayabilir.  'Ama ben öyle demek istemedim', 'hesap sormak gibi bir niyetim yoktu', 'ben gayet normal konuşuyordum' gibi sözlerin yardımı olmayabilir.


Eğer sohbet etmiyorsak, havadan sudan konuşmuyorsak çevremizdeki insanlarla yaptığımız konuşmaları belli bir amaç için yaparız: Bir sorunu çözmek, bir isteğimizi bildirmek… Amaca ulaşmak için hesap sormanın işe yaraması beklenmez. Hesap sormakla suçlamak aynı kapıya çıkıyor, suçlamak ise gürültülü bir iş. 


Sesimiz ne kadar ince olursa olsun birini suçladığımız zaman bir gürültü kopar. Karşılıklı yüksek sesle konuşmaya başlarız. Kendimize hakim olsak bile gürültü, suçladığımız insanın iç dünyasında kopacaktır. Oysa soru işareti, eğer düzgünce kullanılırsa sessiz bir noktalama işareti. Üstelik kullanımı da son derece kolay.


Hesap sorar tarzda konuşmak hemen her zaman çatışma yaratır. Anne baba ve çok yakın aile büyüklerinin bizden hesap sormasını sineye çekebiliriz.  Fakat hoş görmeyiz, onaylamayız.  Bize hesap soran kişi çok saygı duyduğumuz, çok değer verdiğimiz veya bizden oldukça yaşlı biri de olsa durum değişmez. O kişinin gözümüzdeki değeri ciddi anlamda azalır.


Hesap sormak 'sen kim oluyorsun da bana hesap soruyorsun'; 'sen kimsin ki beni sorguya çekiyorsun' şeklinde tepkilere yol açar. 'Sen bana hesap soramazsın' cümlesi söylendikten ya da karşı tarafın aklından geçtikten sonra artık o konuşma iyi bir şekilde sonlanmaz. Taraflar arasındaki görüşme öngörülebilir şekilde devam edemez. Önce karşılıklı bir atışma başlar. Daha sonra konuşma -eğer devam ederse- didişmeye dönüşür.  Sözlerle başlayan bu dalaşma bir süre sonra sağduyunun egemen olmasıyla son bulabilir.  Sağduyunun  sahne alamadığı durumlarda ise “inceldiği yerden kırılır ve kırıldığı yerden de kopar”.


Bazı anne ve babalar çocuklarına hesap sorma hakları bulunduğunu düşünebilir.  Oysa hesap sorma hakkı olsa olsa yasal bir hak olabilir. Özgürlük alanlarımızın kısıtlandığını, maddi haklarımızın bize tam olarak verilmediğini düşünürsek ilgililerden hesap sorabiliriz. Fakat anne, baba ve çocuk arasındaki ilişki yasanın, hukukun ilerisinde olmalı, hem de çok.


İş yerinde durum farklı.  İş ortamında hesap sormak onaylanmaz ve hoşgörü ile karşılanmaz.  Kuruluşun en tepesindeki kişi de olsa en alt hiyerarşik düzlemde bulunan bir çalışana hesap sormamalı, böyle bir hakkı yok. Bazı yöneticiler çok babacan veya çok anaç oldukları için hesap sorabileceklerini düşünseler de bu doğru değil.


Taraflardan biri üst ve yetkili bir konumdaysa ilk hesap sorma cümlesinden sonra her şey değişir. Artık karşılıklı konuşma son bulmuştur, konuşan sadece bir kişidir. Suçlanan taraf suskunluğa bürünür. Uslu uslu söylenenleri dinler. Yöneticinin sözlerini 'evet', 'tamam' gibi çok kısa onay ve kabul sözcükleriyle yanıtlar ve susmaya devam eder. 


Sükut ikrardan gelse de aslında bu suskunluk çoğu kez hatayı kabullenmek anlamına gelmez. Hesap sorulan kimse sadece köprüyü geçmeye çalışmakta ve geçene kadar ne gerekiyorsa onu söylemektedir. 


Suçlamak yani hesap sormak ne bir hak ne de herkesin başına gelebilecek normal bir durum. Aksine bir saldırı. Her saldırı gibi o da savunmayı doğurur. Saldırmak da savunmak da üretken olmayan, sadece zaman ve enerji tüketen davranışlar. Boşa zaman ve enerji harcamak gibi bir amacımız yoksa hesap değil soru sormalı. Soru işareti, ünlem işareti gibi değil.


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
VARLIĞI YOK SAYILAN, YOKLUĞU FARK EDİLEN

Selamlaşma hem önemli bir konu hem de içselleştirdiğimiz bir davranış. Çoğu zaman kendiliğinden selamlaşıyoruz. Özel bir çaba ya da dikkat göstermemiz gerekmiyor. Her birimizin alışkın olduğu, sık sık

 
 
 
KİMSE AYRANIM EKŞİ DEMEZ

Tanıştığımız, konuştuğumuz insanlar tarafından kabul görmek isteriz. Düşünce ve görüşlerimizin benimsenmesini, doğrulanmasını arzu ederiz.  Kabul görmek herkesin hoşuna gider, bu çok doğal, insanca. Ö

 
 
 
SİYASİ PARTİLERE VEDA

Teknoloji çok uzak olmayan bir gelecekte siyasi partilerin tarihe karışmasına yol açabilir. Partilerin var olmadığı bir dünyada toplumların çok daha doğru kararlar alması mümkün. Böyle bir gelişme içi

 
 
 

Yorumlar


bottom of page