top of page

HALAT ÇEKME YARIŞI

Birbirimizi üzmemek için konuşmadığımız zaman bazı gelişmeler biz istesek de istemesek de kendini gösteriyor.  Örneğin daha duyarlı oluyoruz.  Çünkü alındığımız, gücendiğimiz her neyse bizi etkiliyor.  Onu içimize atıyor, dışarı salmıyoruz.  Karşımızdaki ile konuşup bir çözüme, bir sonuca kavuşturmuyoruz.  Böylece onu biriktirmiş oluyoruz.  Her sabah sırtımıza yükleyerek tüm gün birlikte yaşadığımız ve içinde hayatımızdaki tüm sorunların bulunduğu çantaya yerleştirmiş oluyoruz. 

Etkileniyoruz.  Bir sonraki seferde daha çok etkileniyoruz.  Bir sonrakinde daha da çok...  Bu böyle sürüp gidiyor.  Sonunda bıçak kemiğe dayanıyor ve ipin ucunu bırakı

yoruz.  Konuşmak yani yüksek sesle parlamak durumunda kalıyoruz.  “Sen hep böyle yapıyorsun” deyiveriyoruz mesela.

Konuşurken karşımızdaki kimseyle ilgili olumsuz bir genelleme yapmak çıkmaz sokağa girmekle eşdeğer.  Olumsuz genelleme konuşmayı tıkıyor, bir adım öteye uzamasına engel oluyor.  Hele karşı taraf aynı fikirde değilse iş iyice sarpa sarıyor, konuşma içinden çıkılmaz hal alabiliyor.  Kimse ayranım ekşi demez.

Olumsuz genellemelerde bu durum sık yaşanır.  Biri bir genelleme yapar.  Karşı taraf kendi yanlışının farkında olsa bile tepki gösterir.  İnsanız, sürekli aynı yanlışı yapıyor olsak bile bunu başkasından işitmek bizi rahatsız eder.  Kaldı ki çoğu durumda “hep öyle olmadığı” da bir gerçektir.  Çünkü genellemek için hep değil, sadece iki kere olması bile yeterli.  Bunu hepimiz biliyoruz.   Dolayısıyla o da biliyor ve itiraz etmekte haklı.

Her zaman aynı hatayı yapıyorsun demek çözümü önceleyen bir söylem değil.  Hatayı önceleyen bir söylem.  Çünkü bu cümlenin içinde hata sözü var.  Hatadan söz eden bir cümle, çözümden değil.  Karşı tarafın hatasını genelleyerek söylemek –doğru bile olsa- işi yokuşa sürmekten farksız.  

Kendimizi haklı görebiliriz.  Hatta haklı olduğumuzu herkes kabul ediyor olabilir.  Haklı olmak her zaman çözüme bir katkı sağlamıyor.  Haklı olup da sorunla ömür boyu yaşayan çok sayıda insan var.  Kimin haklı olduğuna değil, çözümün nasıl gerçekleşeceğine bakmalı.  Sorunu gidermenin yollarını düşünmeli.  Çözüme giden yollar “olumsuz genelleme” durağından geçmiyor.  Geçmek bir yana yakınına bile uğramıyor.

Olumsuz genelleme en iyi olasılıkla sessizlik üretir.  Karşı taraf bize yanıt vermez.  Bu durumda üç beş cümle daha kurar sonunda biz de susma gereği duyarız.  Böylece ateşkes sağlanmış, geçici bir barış elde edilmiş olur.

Geçici barış sağlandığı zaman bunu kalıcı bir uzlaşmayla taçlandırmak gerekir.  Sorun yaratan konu neyse enine boyuna konuşmak, bir noktada anlaşmak şart.  Bu konuşma hemen o sırada da yapılabilir, daha sonra da.  Bu çok da önemli değil, yeter ki yapılsın.  Fakat zamana bırakılmamalı.  Biraz zaman geçsin, sakinleşelim, daha sonra konuşuruz diye düşünebiliriz.  Ancak aradan uzun süre geçerse iyi olmaz.  Ayrıntılar unutulabilir.  Yanlış hatırlanan noktalar olabilir.  En kısa sürede yapılmalı.  

Hayat her zaman o kadar güllük gülistanlık olmaz.  Birçok durumda geçici barış sağlanmaz, sağlanamaz.  Suçladığımız, her zaman bunu yapıyorsun dediğimiz insan suskun kalmaz, kalamaz.  İtiraz eder.  Hatta o da bizim için olumsuz bir genelleme yapar.  Bu noktada durmak yani susmak bize düşer.  Çünkü bir beraberlik söz konusu.  Bir verdin, bir aldın, orada duracaksın.  

Susmayı başaramazsak konuşma hoş olmayan gelişmelere yol açacaktır.  Ses tellerimizdeki gerilim söylediğimiz her cümlede daha da artar.  Yaratıcı yönlerimiz gün yüzüne çıkar.  Birbirimize zorlama suçlamalar, akıl almaz genellemeler yaparak saldırıya geçeriz.  Bazı çiftler gerilimi belli bir noktada sabitleyerek dakikalar boyu suçlama festivali yapar.  Bazıları ise kısa sürede en ileri aşamaya yani söz kavgasına erişir.

Bir çok durumda konuşma önce bir atışmaya döner.  Sonra da bir halat çekme yarışına evrilir.  Bir anda kendimizi sert bir tartışmanın içinde buluruz.  Birbirimize sen hep şöyle yapıyorsun laleleri atıp, sen de hep böyle yapıyorsun sümbülleri tutmaya başlarız.  Bu kısır tartışma tatsızlık dışında bir sonuç üretmez.

  • Bana hiç anlayış göstermiyorsun.

  • Ben ne yapıyorum ki?

  • Hep böyle yapıyorsun.  Hep iğneleyici konuşuyorsun.

  • Hiç de değil!  Sen asıl kendine bak.  Sen de her zaman öğüt vermeye kalkıyorsun.

  • Her zaman beni suçluyorsun.

  • Asıl sen...

Bu şekilde başlayan halat çekme yarışının süresi tarafların sinir uçlarının dayanma gücüne bağlı.  Bazen taraflardan biri çok ileri gitmez.  Durumu geçiştirmeye, daha ağır sonuçların ortaya çıkmasını engellemeye çalışır.   Alttan alır, karşı tarafı yatıştırıcı birkaç söz söyler.  Durum kontrol altına alınır.

Bazen de taraflar enerjileri tükenene, zamanları yetene kadar yarışı sürdürürler.   Ancak halat çekme yarışı kolaylıkla başka sorunlara evrilir.  Yüksek perdeden yapılan bir tartışma zamanla başka insanları da konunun içine çeker.  Anne, baba, kardeş, yakın akrama…  İş büyür.  

Olumsuz genelleme bizi çözümden uzaklaştırır.  Havayı bulandırmaktan, arayı soğutmaktan başka bir işe yaramaz.   Yapılmamalı.  Yapılmamalı ama bu o kadar da kolay değil.  İçimizde biriktirdiklerimiz ne kadar çoğalırsa biz de o kadar patlamaya hazır hale geliriz.  En iyisi biriktirmemek, ilk fırsatta hatta üzerinden bir tam gün geçmeden konuşmak.



 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
VARLIĞI YOK SAYILAN, YOKLUĞU FARK EDİLEN

Selamlaşma hem önemli bir konu hem de içselleştirdiğimiz bir davranış. Çoğu zaman kendiliğinden selamlaşıyoruz. Özel bir çaba ya da dikkat göstermemiz gerekmiyor. Her birimizin alışkın olduğu, sık sık

 
 
 
KİMSE AYRANIM EKŞİ DEMEZ

Tanıştığımız, konuştuğumuz insanlar tarafından kabul görmek isteriz. Düşünce ve görüşlerimizin benimsenmesini, doğrulanmasını arzu ederiz.  Kabul görmek herkesin hoşuna gider, bu çok doğal, insanca. Ö

 
 
 
SİYASİ PARTİLERE VEDA

Teknoloji çok uzak olmayan bir gelecekte siyasi partilerin tarihe karışmasına yol açabilir. Partilerin var olmadığı bir dünyada toplumların çok daha doğru kararlar alması mümkün. Böyle bir gelişme içi

 
 
 

Yorumlar


bottom of page